- 7409 sayılı kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa eklenen geçici madde 1 hükmü uyarınca 08.06.2022 tarihi itibariyle “Konut kiraları bakımından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih ilâ 1.7.2023 (bu tarih dâhil) tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir.” Düzenlemesi getirilmiş ardından bu düzenleme 7456 sayılı kanun ile yine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa eklenen geçici madde 2 ile 01.07.2024 tarihine kadar uzatılmıştır. Kanun bu geçici düzenlemeler ile hallaç pamuğuna döndürülmüştür.
- Burada ilgili düzenlemelere farklı bir bakış açısı ile yaklaşacağız. Öncelikle söz konusu düzenlemelerin asıl sebebi Türkiye’de meydana gelen aşırı enflasyonist ortam olmuştur. Bu ortam bilindiği üzere “faiz sebep, enflasyon sonuç” inadının sonucudur. Bu politikanın yankıları ise hala devam etmekte, günümüzde temel tüketim mallarının pahalılığı hala dikkat çekmektedir. Vatandaşlar en kolay biçimde ulaşılması gereken insani ihtiyaçlarını artık karşılayamaz duruma gelmiştir. Barınma bir sorun olmuştur. Ulaşım bir sorun olmuştur. Beslenme bir sorun olmuştur. Bu sorunların ise çözümü yine bazı hükümet politikalarına bağlı olmasına karşın ceremesini de yine vatandaş çekmektedir.
- Yine hükümet, kendince dâhiyane bir fikir olduğunu düşündüğü ve barınma sorununa nispeten çözüm bulduğunu sandığı yukarıdaki kira artış oranını sınırlama düzenlemesini getirdiğinde herkes sonuçlarının ne olacağı hakkında bir fikir sahibi değildi. Bu öngörü kimseden de beklenemezdi.
- Getirilen düzenleme, toplumun sosyolojik yapısını tam anlamıyla ters düz etti. Kiracı ile ev sahibi birbirine girdi, ev sahibi kiracısını öldürdü, kavgalar meydana geldi, ev sahibi kiracısının elektriğini suyunu kesti, banka hesap bilgilerini değiştirdi gibi amiyane tabirle bir sürü fırıldak yapılmaya başlandı. Bu durum toplum içerisindeki dengeleri bozdu. İnsanları yanlış yollara sevk etti ve en önemlisi toplumun temel değerleri olan misafirperverlik ve samimiyet duygularının körelmesine sebebiyet verdi.
- Hükümet, kira artış düzenlemesini getirdiğinde bu durum ayrıca zaten tamamen kiracı lehine olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde ve hukuk devleti, sosyal devlet kavramlarının aksine bütünüyle kiracıya hizmet etmekte olan düzenlemeler haline getirdi. Ev sahipleri, hukuk düzeninde olmaması gereken, kendi başlarına kendi çözümlerini geliştirdi. Bin bir türlü hile ile kiracılarını evden çıkarma girişiminde bulundular. Burada ev sahiplerini haksız görmediğimizi belirtmek isteriz. Çünkü enflasyonist ortamda onlarda kira gelirlerinin eksilmesine sebep olan tarafta değillerdi. Onlarda sadece mevcut düzenin ceremesini çeken taraftalardı.
- Hükümet burada böyle bir düzenlemeye kol kanat germiş ise; başlıca kaygısı taraflar arasında eşitliği ve adaleti sağlamak olmalıydı. Madem sen %25 sınırı koydun, ki enflasyon %200 iken, üstünü de sosyal devlet ilken doğrultusunda tamamlarsın. Hadi TÜİK verileri nispetinde tamamla bari.
- Nitekim hükümet politika olarak bunu yapmış olsaydı ne ev sahibini ne de kiracıyı üzmeyecek, taraflar arasında gerçek bir arabuluculuk yapacaktı. Ancak hükümet net bir şekilde ifade edilmelidir ki sınıfta kaldı, yine eline yüzüne bulaştırdı.
- Bu doğrultuda biraz da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda yer alan kira düzenlemelerine değinmekte fayda var. Bu düzenlemelerin aşırı bir şekilde kiracıyı koruduğu aşikâr. Nitekim kiracıyı haklı sebepler olmaksızın 11 yıl çıkaramıyorsun. Yine yukarıda bahsettiğimiz üzere burada ev sahibi bin bir türlü fırıldağa başvurarak (yok çocuğuma lazım, tadilat yaptıracağım vs.) evini boşaltmaya çalışıyor. Ya da başka bir saçma düzenleme olan tahliye taahhütnamesi ile. Tahliye taahhütnamesinin kira sözleşmesinin imzalanmasından sonra imzalanması geçerlilik koşulu. Eğer böyle yapılmazsa söz konusu taahhüt geçersiz kabul ediliyor. Vatandaş ta mecburen boş tahliye taahhütnamesi imzalatıyor kiracısına. Yine bir sürü fırıldak dönüyor.
- Toplumu hileye sevk eden kanun hükümleri, gerçek anlamda tarafların haklarını korumaz. O sadece “düzenleme yapılsın işte” “yaptık” denilebilmesi için yapılmış bir düzenleme olur. Hiçbir mantığı olmayan kanun hükmü ancak ve ancak günümüzde olduğu gibi tarafları hileye sevk eder, hukuk güvenliğini zedeler ve toplum düzenini bozar.
Dolayısı ile başta kira artış düzenlemesinin ve kira hukuku ile ilgili düzenlemelerin yanlışlığına dikkat çekmek için yazılan bu yazı kanun hükümlerinin topluma endeksli yapılması gerektiğini de bir yandan ortaya koymak adına yazılmıştır. Toplum devletin temeli olup; toplum düzenin bozulması devlet düzeninin bozulması demektir.
Tüm milletvekillerine, hükümet yetkililerine ve yargı mercilerine duyurulur..
Av. Osman Ali ÖZER